KÜTÜPHANE / AstroBilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜTÜPHANE / AstroBilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2007 Salı

Evler / ASC (Yükselen Burç)

YÜKSELEN BURÇ

Astrolojiyle uğraşmaya başladığımız ilk zamanlar, genellikle burçların tanım ve açıklamalarını öğrenmeye başladığımız anlara denk gelir. Sonrasında planetlere giriş yaparız ve en son olarak ta klasik dilde sıklıkla „köşeler“ olarak bilinen ve horoskopun çıkış noktalarına denk gelen köşe evleri yerlerini alır. Ancak ASC, MC, DSC ve IC´den oluşan bu dörtleme yine de eksik bırakılır ya da daha sonra „anlaşılmak“ üzere bir kenara bırakılır. Veya en iyi ihtimalle gezegen ve evlerle birlikte, herhangi bir ayırım yapılmaksızın bir solukta geçiliverir. Halbuki bir horoskopta ASC ya da alışılagelmiş şekliyle yükselen burç, daha en başından itibaren öğrenilmesi gereken ayrıntılarla doludur.

Herşeyden önce, yerin kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşü dolayısıyla her 24 saatte bir herbir burç doğu ufkunda doğar ve buna uygun olarak ta ortalama her 2 saatte bir bir burç kendisini doğuda gösterir. Burada önemli olan, ASC´nin diğer horoskop elemanlarına oranla daha hızlı oluşudur ve böylece, herbir bireyin yükselen burcu nadiren birbirleriyle aynı olur. Yükselen burç bir insanda değişimi en hızlı görülen faktör olduğundan, kişinin dışarıdan görülen ve diğerleri tarafından en somut biçimde anlaşılabilen özelliklerine de karşılık gelmiş olur.

İlk olarak kavranılması gereken, yükselen burcun gezegenlerden apayrı bir kimlik ve karakterde oluşudur. Gezegenler astrolojide Dünya´yı merkez alarak onun çevresinde dönerlerken, ASC Dünya´nın kendi etrafında dönüşünden yola çıkılarak kendisine ulaştığımız noktalar arasında en önemlilerinden birisidir. İkinci olarak, ASC´nin – gezegenlerin tersine – kendi, görülebilir bir „vücudu“ olmaz; dolayısıyla toparladığımız zaman, ASC ne etrafında döndüğü bir merkeze sahiptir ve ne de gezegenlerde olduğu gibi görülebilir, fiziki bir oluşumdur. Sadece bu nokta dahi, ASC´nin şu ana kadar bildiğimiz dışsal özellikleri anlatmasının dışında belirli bir iç, psikolojik dinamiğe de sahip olduğunun göstergesidir. Ancak ASC, yine gezegenlerden farklı olarak bir insanı tanımlamaya yarayan en önemli noktalardan birisidir çünkü sadece yükselen burcumuz haritamızdaki en kişisel alandır; gezegenler ise, bize ya da herhangi birşeye bağımlı olmadan kozmik bir pozisyona sahip olabilirler: Örneğin Güneş Koç burcunda olduğunda, bu herkes için genel geçer, kişiden bağımsız ve haritadan haritaya değişmeyen bir resimken, ayrı yerleşim bölgelerinde Dünya´ya gelen bir insan için yine ayrı ayrı ASC dereceleri mevzu bahis olacaktır. Ve ASC işte bu yüzden, kişiden bağımsız olamama durumu sebebiyle gezegenlerle aynı karakteristik yapıyı paylaşamaz; gezegenler kozmik pozisyona sahip olabilirlerken, ASC ve diğer noktalar „dünyasal“ hatta daha da önemlisi „yerel“ pozisyon almak zorundadırlar. Dolayısıyla gezegenler herkes için sahip olunan öznelerken, ASC kişinin parmak izidir.

Peki ama „parmak izi“ astrolojik anlamda neye denk gelebilir ya da ne amaçla konumuzda önemli bir yere sahip olabilir? Bunun tek açıklaması, ASC´nin kişinin gideceği yol üzerinde söz sahibi olması olarak betimlenebilir. Sıklıkla bu göreve Güneş´i layık görsek te Güneş, aslında bizim sadece kendimizin içinde ve diğerlerinden bağımsız olarak takınacağımız hedefler olarak açıklanabilir; batış noktasında olmadığı sürece, bir Güneş hedef ve amaçları diğerleriyle paylaşmamıza izin vermez ya da en azından özünde böyle bir görev ve kimlik üstlenmez, yani kendi içinde bir bütünlük ve saklılık taşır. Yükselen burç ise çok farklı bir amaç için buradadır. Kişiler, – karşılaşan iki insanın Güneş´leri arasında belirli bir açısal ilişki olmadığı sürece – bizde ilk olarak Güneş´i idrak etmezler; bu, tamamen yükselen burçla ilişkilidir. Yani daha iyi bir tabirle, bir insana ya da belirli bir objeye dışarıdan baktığımızda ilk olarak gözümüze çarpan Güneş değil ASC´dir. Aslında tabi ki bundan daha doğal birşey olamaz çünkü sadece yükselen burcumuz, haritamızdaki en kişisel alandır.

Bunu söylemekle, özünde başka bir ilgi çekici noktaya geliyoruz ki o da, ASC´nin başkalarıyla paylaştığımız bir nokta olabilmesi olarak açıklanabilir. Peki bir nokta hem nasıl bu kadar kişisel olabilir hem de nasıl diğerleriyle paylaşılabilecek özelliklere sahip olabilir? Bunu da, yine açısal ilişkiyle açıklamak mümkündür ve özünde hiç te saçma değildir. Şöyle ki, ASC başkalarını temsil eden ikametle yani DSC ya da VII. evle karşıt görünüm ilişkisi içindedir. Ve birbirlerine karşıt duran her nokta, bir yandan kendi kimliklerini taşırlarken, diğer yandan da karşıt noktalarına yönlenmek zorunda kalırlar. Yani daha iyi bir ifadeyle karşıt noktalar, aynı konunun farklı şekillerde vücutlanmasıdır; örnek olarak Boğa ile Akrep burçları arasındaki ilişki söylediklerimize temel oluşturabilir: Her iki burcun da temel konusu „sahip olmak“ olarak algılanabilir ne var ki Boğa, bunu kendi malına sahip olmak olarak ifade ederken, bu Akrep´te daha çok başkalarına, başkalarının sahip olduklarına sahip olma güdüsüyle ilişkilidir. Dolayısıyla, birbirlerinden çok farklı olarak görünen iki karakter arasında hem çekim hem de itim görebiliriz. Buradan hareketle ASC – DSC aksı, anlamını kişisellik ve ortaklık olarak günyüzüne çıkarır. ASC´yi, kişinin yaşantısı boyunca yönlenmesi gereken amacın belirteci olarak görmek yanlış olmaz. Kişi, sadece ve sadece sağlıklı bir yükselen burç ile koyduğu hedeflere ulaşabilir. Gezegenlerle, elimizde işleyebileceğimiz materyallere sahip olduk, yükselen burçla da nereye gideceğimizin ayırdına varırız.

Peki bu hedefler için çok kaba hatlarıyla nelere ihtiyaç olabilir? Bu yazıda biraz önce de ifade edildiği gibi, her nokta kendi karşıtıyla ve sadece bununla değil uyumlu noktalarıyla da bir bütündür. Örneğin ASC ile DSC noktalarının yöneticilerinin uyumu, kişinin kendini gerçekleştirmesinde ortaklıklara ihtiyacı olduğunu gösterebilir. Tersine bir uyumsuzluk ise, herhangi bir ortağın ya da düşmanların, kişinin amaçlarına koşu yolu üzerinde taşlar olmasının belirtecidir. Ancak herşeye rağmen, yine de büyük bir şansımız olduğunun farkına varmak zorundayız çünkü yaşam, uzunluğu dolayısıyla kişinin kendini geliştirebilmesi ve çıkış yolları bulabilmesi anlamında büyük fırsatlar sunuyor ve bizler de bunu natal haritamızda görebiliyoruz; zorlu bir ASC yöneticisine sahip bir insan, bunun farkına vardığı andan itibaren onu işleme zamanına sahip olabiliyor. Halbuki bir soru haritasında cevabı işleyebilecek zaman tanınmıyor bize. Bu anlamda, bir natal harita ile soru haritası arasındaki temel fark ta „işlenebilirlik ve işlenememezlik“ olarak özetlenebilir. Astrolojiyle, aslında yaşamın en derin gizleri ve kurallarına sahip oluyoruz ve bunu açıklamak için de az önce ifade ettiğimiz, „kişinin gelişebilmesi için çok kaba hatlarıyla nelere ihtiyaç olabilir?“ sorusunun cevabını aramak istiyoruz.

İlk olarak, ASC doğal astrolojik düzenekte XI. evle uyumlu görünüm halindedir. XI. evi genel anlamıyla „vizyon, gelecek, arkadaşlar, idealler ve gruplar“ olarak ifade edersek, demek ki kişinin kendini gerçekleştirebilmesi direkt olarak belirli bir ideal ve vizyon sahibi olabilmekle ilişkilidir.

ASC noktasının III. evle ilişkisi de, onun XI. evle olan ilişkisiyle benzer bir kalite taşır; komunikatif yetimizin yeterli olması ve fikirlerimizin genişliği, amaçlarımıza yakınlaşmamızı kolaylaştıracaktır.

Yükselen burçla IX. ev arasındaki bağlantı ise, kişinin önüne koyduklarının güven ve inanç temelinde daha rahat gerçekleşebileceğinin kanıtı olarak önümüzde duruyor; kişi yaptığına ve varoluşunun anlamına ne kadar yakınlaşırsa, güven duyar ve ona inanırsa, mevcut ruh ta o kadar rahat akış bulur.

V. evle olan harmonik ilişki, bireyin bir bütün olarak varolabilmesinde onun belirli bir şansa ihtiyacı olması gerektiğini sembolize ediyor; kendimizi ne kadar rahat ve engelsiz ifade edebilirsek, ne kadar spontane olabilirsek o kadar „ben“ olmaya yaklaşırız.

ASC´nin MC ve IC noktalarına rahat bir akış içinde olmaması, bireyin gelişiminin sadece köklerimiz ve amaçlarımıza bağlı olmadığını gösteriyor; kişi, salt köklerine bağlı kaldığında geçmişinden geleceğine açılan kapıyı farketmeyebilir. Diğer şekilde salt amaçlarımız için yaşıyorsak, bu defa da spontaneliğimizi ve ASC´nin Koç burcuyla ilişkisinden yola çıkarak sembolize edilen rahat davranabilme, „şimdide yaşama“ özelliğimizi yitirebiliriz. Hedeflerin aşırı ön plana çıkarılması, Koç burcunun „anlık“ enerjileriyle bağdaşmayı zorlaştırır. ASC, „nereden geldim (IV. ev), nereye gidiyorum (MC)?“ ikileminin tam ortasında bulunduğundan, bu sorularla aşırı haşır neşir olmak, kişinin sağlıklı gelişimini engelleyebilir.

ASC´nin II., XII., VI. ve VIII. evlerle ilişkisi, yarım sekstil ve quincunx açıları anlamlarıyla ifade edilir. Aslan ve Yay enerjileriyle rahat akış içerisinde bulunan bir ruh, Akrep´in görece siyah ve kontrol düşkünü enerjileriyle engellenebilir. Yükselen burç aynı zamanda „sağlık“ anlamına da geldiği için, fazla kontrole yönelik duygular, kişinin kendini ve sağlığını kaybetmesini kolaylaştırabilir. Üstelik ASC´yle ifade edilen bireysel kimliğin bu yüzünün, takıntılardan daha ziyade vizyon ve iyimserliğe ihtiyacı olduğu da açıktır. ASC ile VIII. ev arasındaki bir bağlantı, her ne kadar karizmatik görünebilse de, aradaki quincunx enerjisi bu tür bir davranış biçiminin en nihayetinde hayalkırıklarını da beraberinde getireceğini gösteriyor.

ASC´nin VI. evle bir ilişkisi de bu anlatılanlardan çok farklı bir çizgide değildir; sürekli dert ve yük altında çile çeken bir ruhun rahat gelişim olanağına sahip olabilmesi ve kişinin de yine de bir çıkış yolu olacağına inanması (quincunx), hazin bir sonla sonuçlanabilir.

II. ve XII. evle olan yarım sekstil ilişkisinden çıkarmamız gereken sonuç ise, kişiliğin ne hayal kurmakla ve ne de aşırı sahip olmacılık ya da maddecilikle uyuşma içerisinde olmayacağı gerçeğidir. Bunlar tabi ki salt olumsuz olarak algılanmamalıdır; VIII. evdeki bir ASC yöneticisinin gücünü haritada tartmak zorundayız. Güçlü bir ASC yöneticisi, kişinin kimliğini de daha rahat bulmasını sağlar.

Burada değinilen noktalar, bireyin kimliğinin hangi enerjilerle rahat, hangileriyle daha uyumsuz olduğunu, doğal astrolojik düzeneğin kendi doğasından yola çıkarak açıklamaya çalışmaktı. Bu noktada, ASC´nin horoskopun evleriyle olan bağlantıları daha da derinlemesine analiz edilerek, hayatın gizi hakkında daha anlamlı bilgilere ulaşmak olasıdır. Yükselen burç ile, hayatımızın sonuna kadar sürecek bir sürece başlangıç yapmış oluyoruz ve haritanın bu noktasındaki enerji de, bizim yaşama hangi silahlarla başladığımızın göstergesidir. Hayatın kendi akışı içerisinde nasıl bir rol üstleniyoruz ve hangi kimlikle mücadele ediyoruz şeklinde soruların biricik cevabı bu bölgede saklıdır.

Dolayısıyla toparlanacak olursa, onun, kişinin amaçlarına ulaşması yolunda yol gösterici bir levha görevinde bulunduğunu ve bundan başka dünyaya hangi gözle baktığımızı ve nasıl bir davranış biçimi göstermemiz gerektiğini anlattığını belirleyebiliriz. Klasik yaklaşıma göre de yükselen burç kişinin özellikle fiziki dünyada varoluşunu, şeklini ve belirli karaktersel özelliklerini içeren bir komplikasyon olarak görülür. ASC, ruhun daha fiziki oluşumun gerçekleşmediği kozmik BİR´in (Balık) bir sonraki basamağında, zaman ve mekan polaritesinde vücuda gelmesiyse, onun kişinin şeklini anlatması da gayet mantıklıdır çünkü sonuçta, ascendare ya da horoskop(1) – örneğin gezegenlerden farklı olarak – sadece biz bir birey olarak ortaya çıktığımızda ortaya çıkar. Bu anlamda haritanın kişiye en hitap eden noktasının, yine kişinin kendine has vücudunu ve şeklini simgelemesi de doğaldır ki kaçınılmazdır.

Yükselen burç bunun dışında, soru haritaları cevaplama metodundan da bilindiği üzere kişinin kendisini anlatır; sağlığımızın ne durumda olduğu ve son olarak ta doğumun şekli ve türü de yine ASC´nin temel konuları arasındadır.

Bu konuyla bağlantılı olarak ve tamamlayıcı olması açısından „Dekanatlar Öğretisi“ konusuna da bakınız. Dekanatlar birincil temelde ASC derecemizde kullanım buluyorlar. Makalede Ali Ben Ragel ve İbn Ezra´dan bilgiler aktardık ve özellikle İbn Ezra´nın dekanat anlamlarına ilişkin vermiş olduğu bilgiler, bugüne kadar görmüş olduğumuz bize göre en net ve doğru yükselen burç anlamlarını vermektedir.

Dipnotlar ve Kaynakça

(1): Lat. Ascendare: yükselmek, doğmak = ASC.
Horoskop : „Saati gözlemek“ demektir ve bu sebeple Antik çağda ASC anlamına gelmekteydi; „saate bakıldığında“ belirlenmesi gereken en önemli faktör, doğaldır ki yükselen burç derecesidir.



28 Şubat 2007 Çarşamba

Dekan(at)lar Öğretisi

DEKAN(AT)LAR ÖĞRETİSİ


Dekanlar ya da dekanatlar öğretisi, MÖ 3000 yılına kadar uzanan ve Mısırlılar tarafından geliştirilmiş olan çok eski bir sistemdir ve köken olarak siderik doğaya sahiptir.

Mısırlıların bir haftası 10 günden oluşuyordu ve buna uygun olarak ta, hangi yıldızların ya da yıldız gruplarının bu 10´ar günlük zaman aralıklarında tekrardan Güneş´ten önce doğduklarını gözlemlemek amacıyla dekanatlar oluşturulmuştu. Dolayısıyla bir Güneş yılı da 36 ayrı birime (+ Epagomene denilen 5 artık gün) ayrılmıştı. Bu yıldızların birbiri ardına doğuşları gecenin saatlerini gösterirdi ki her 10 günde yeni bir dekanat yıldızı, gece saatlerinin sonuncusuna karşılık gelirdi. Her bir dekanat ta çeşitli tanrılar tarafından sembolize edilirdi.

Mısır dekanatları çok sonraları ekliptiğe uyarlandı; 10˚lik her bir kesit genel olarak dekanat ve haftanın 10 günü de topluca dekan olarak adlandırıldı. Sonrasında ise Babil geleneğine uygun olarak her bir dekana, dekanın yüzü (Lat. Facies, Yun. Prosopa) olarak tanımlanan bir planet verildi.

Dekanat öğretisine ilişkin olarak elde 3 ayrı versiyon bulunmaktadır. Bunlardan ilki Hint kaynaklıdır ve günümüzde de batı astrolojisinde kullanım bulmuştur. Buna göre her bir dekanata, ait olduğu üçlemenin her bir burcunun yöneticisi verilir: Örneğin Koç burcunda, ateş üçlemesinin birinci burcu Koç nedeniyle ilk 10˚yi Mars alır, ikinci ve üçüncü olarak ta Güneş ve Jüpiter gelirler.

İkinci bir versiyon da Manilius tarafından aktarılmış olanıdır. Buna göre her 10˚de, burçların birbirlerini izleme sırası önem taşır: Koç´un ilk dekanatı Koç, ikincisi Boğa, üçüncüsü İkizler ve Boğa´nın ilki Yengeç…vs.

Bu yazıda işlenecek olan dekanatlar öğretisi ise Mısır-Kalde kaynaklıdır. Dekanatlar tek başına bir belirleyiciliğe sahip değildir ve bu nedenle de klasik Arap astrolojisi geleneğinde kendilerine 1 asalet derecesi verilir.

Bu noktada, dekanatların anlamlarına ilişkin olarak Ali Ben Ragel ve İbni Ezra´dan bir tablo sunmak istiyoruz. Aslında dekanat öğretisinin bu anlamda yükselen burçla direkt ilgisi var. Ali Ben Ragel´in açıklamaları genel olarak dekanat yöneticilerine dayanırken İbn Ezra´nınkiler sanki daha farklı bir kökten kaynaklanıyormuş gibi görünüyor.

Listedeki dekanat isimleri de Tebli Hephaestion´a ve Firmicus Maternus´a aitler. Bunlar arasından özellikle İbn Ezra´nın verdiği açıklamaları kontrol ettik ve doğruluk derecesini tartma imkanı bulduk. Bu veriler birçok yükselenle tam olarak uyuşmaktadır. Dolayısıyla sizlerin de bunu denemesini salık veriyoruz. Ek olarak, verilen bilgilere göre de yükselen burç derecesini düzeltme imkanına sahip olunabilir. Buradaki bilgiler, her bir burcun ilk, orta ve son 10˚lik kısımlarına dair açıklamaları sunmaktadır. Son olarak, yazılanların Türkçesini de ana metine zarar vermemek açısından çok akıcı kullanmak istemedim.


KOÇ BURCU


(0˚ - 10˚)
Chontare – Senator
Mars

Ali Ben Ragel: Düşmanlık (ya da savaş), güç, yüksek cesaret ve utanmazlık (ya da yüzsüzlük).

İbn Ezra: Kızıl saçlı, dar bir mide ve vücutta az et; sol ayakta ve sol dirsekte (sol bilekte) bir ben; birçok arkadaşı olacak ve kötüyü hiçe sayacak (ya da hor görecek, aşağı görecek).


(10˚ - 20˚)
Chontachre – Senacher
Güneş

Ali Ben Ragel: Soyluluk, krallık, güç ve itibar (ya da prestij, şan).

İbn Ezra: Koyu, güzel bir biçim ve kendine has vücut; kolay kızacak ve kızgınlığını kontrol altına alamayacak; yüksek prensiplerini kusursuz bir akıl ve eğitimle kombine edecek; sayısız düşmanları olacak.


(20˚ - 30˚)
Siket – Sentacher
Venüs

Ali Ben Ragel: Dişilik, ince (kadınsı) davranışlar, yumuşaklık, topluluk oyunları ve temizlik (temizleme).

İbn Ezra: Kızıl ve safran renginde olacak ve insanlardan izole olacak.


BOĞA BURCU




(0˚ - 10˚)
Chou – Sua
Merkür


Ali Ben Ragel: Toprağı sürmek ve tohum ekmek, inşa etmek ve halklandırmak, öğreti ve bilgelik, toprağı ölçmek (Alm. Landbemessung).

İbn Ezra: Kısa vücut, büyük gözler, kalın dudaklar, ensede ve üreme organlarında bir ben; asil (ya da cömert) bir kalbi ve sayısız arkadaşları olacak ve zevkin her türünü tadacak.


(10˚ - 20˚)
Ero – Aryo
Ay

Ali Ben Ragel: Güç, soyluluk ve asalet; şehirleri yağmalamak ve insanlara sorunlar çıkarmak.

İbn Ezra: Yuvarlak kafa, büyük bir mide (karın), güzel gözler ve hoşgörülü, cömert bir ruh; akıllı olacak ve omuzlarında kılllar ile belinde bir beni olacak.


(20˚ - 30˚)
Rombromare – Romanae
Satürn

Ali Ben Ragel: Sefillik (ya da zavallılık), kölelik, yaralar, problemler ve hor görülme (hiçe sayılma).

İbn Ezra: Güzel bir vücut ve baş, sol gözde bir ben; fazla çalışma sebebiyle dertli olacak ve kadınlardan yana şansı olmayacak.


İKİZLER BURCU


(0˚ - 10˚)
Thosolk – Thesogar
Jüpiter

Ali Ben Ragel: Yazı (ya da makale, parça yazılar), hesaplama (matematiksel anlamda), değiş tokuş, kazanç (ya da kazanım) getirmeyen bilgi.

İbn Ezra: Vücudu, gözleri ve saçları iyi görünüşlü olacak; çenede bir beni olacak; tam anlamıyla keskin bir kavrayış yeteneğine sahip olacak ve hiddetli (öfkeli) olmayacak; fazla çalışma sebebiyle eziyet çekecek ve kadınlarla şanssız (ya da mutsuz) olacak.


(10˚ - 20˚)
Uare – Ver
Mars

Ali Ben Ragel: Acelecilik, zorluklar, şanssız arayış ve aşırı acelecilik yüzünden ayıplanma.

İbn Ezra: Kısa vücutlu ve koyu olacak; dirseğinin altında siyah bir ben; konuşması hoş olacak; iyi yetişmiş ve kültürlü olacak; soylu olacak ve krallarla ilişkisi olacak (arkadaşlık edecek).


(20˚ - 30˚)
Phouori – Tepis
Güneş

Ali Ben Ragel: Unutkanlık, küçümseme (az değer verme), oyunlar, alay (etme), aylaklık (işe yaramazlık).

İbn Ezra: Küçük bir çehre ve küçük gözler; cinsel ilişkiye talebi olan bir erkek olacak; uygun olmayan kelimeler sarfedecek ve ödevlerini yaralayacak.


YENGEÇ BURCU


(0˚ - 10˚)
Sothis – Sothis
Venüs

Ali Ben Ragel: Bolluk (ya da dolgun, üreyen; kadınlarda: tombul; Alm. Üppigkeit), akıllılık, kendisini sevilen yapmak, incelik (muhtemelen kadınsı davranışa sahip olmak) ve merhametlilik.

İbn Ezra: Fiziksel olarak çekici, saçlar ve göz kapakları birbirine yakın; burun kanatları uzun ve omuzlar geniş; dirseğin altında ya da sağ kolda bir ben; iyi bir ruha ve bir çok arkadaşa sahip olacak; kişileri aldatmada eksper olacak.


(10˚ - 20˚)
Sit – Sith
Merkür

Ali Ben Ragel: Zevkler, neşe (sevinç), kadınlar, zenginlik ve bolluk.

İbn Ezra: Kızıl, kısa vücutlu ve sakalsız olacak; gözlerinde koyu bir beni olacak; her canlı tarafından sevilecek.


(20˚ - 30˚)
Chnoumis – Thiumis
Ay

Ali Ben Ragel: Av, kaçakların takibi, birşeylere silahlar, mücadele ve karşıtlık koyarak ulaşmak.

İbn Ezra: Şişman, kısa boylu, kıllı göz kapakları, büyük bir mide ve uzun bir gövde. Güçlü olacak, bazen kalp krizi geçirecek ve kendi suçları altında eziyet çekecek.


ASLAN BURCU


(0˚ - 10˚)
Charchnoumis – Craumonis
Satürn

Ali Ben Ragel: İğrençlikler, kötü işler, ceza çekmek, cüretkarlık ve savsaklık (ya da çapkınlık).

İbn Ezra: Vücut ve yüz güzel olacak; ten rengi kızıl, bulanık (donuk) gözler; göğsü ve bacakları düz olacak; midesinin üst bölümünden hasta olacak; insanlar arasında tanınmış ve krallarla ilişkide mütevazi olacak.


(10˚ - 20˚)
Hetet – Sic
Jüpiter

Ali Ben Ragel: Tartışma, kolay aldatılma, endişe, bir bilgisi olmayanın hainler üzerindeki zaferi, kırım (katliam), meydan okuma ve meydan muharebesi (çarpışma).

İbn Ezra: Alımlı (sempatik) bir vücut, geniş göğüsler, küçük hayalar ve bacaklar; saçsız (ya da tüysüz) ve diyaframından hasta olacak; kendi insanları tarafından onurlandırılacak ve cömert olacak.


(20˚ - 30˚)
Phoute – Futule
Mars

Ali Ben Ragel: Aşk, sosyallik, tartışmamak ve kavga çıkmaması için vazgeçmek.

İbn Ezra: Oldukça kısa bir boy, ten rengi beyaz ve zincifre kırmızısı; sesi güçlü olacak; kadınları sevecek ve birçok arkadaşı ve düşmanları olacak, birçok şikayeti olacak.


BAŞAK BURCU


(0˚ - 10˚)
Tom – Thumis
Güneş

Ali Ben Ragel: Tohum ekmek, çift sürmek, toprağı işlemek ve insan yerleştirmek (halklandırmak), sahip olduklarını yığmak (biriktirmek) ve fazlalaştırmak.

İbn Ezra: Parlak saç, hoş bir yüz, güçlü bir ses; yazar ve matematikte eksper olacak.


(10˚ - 20˚)
Ouosteukoti – Tophicus
Venüs

Ali Ben Ragel: Kazanç, para aramak ve muhafaza etmek, eksiklik, insanlarda korunma aramak.

İbn Ezra: Kazanmış bir görünüm, küçük gözler, şirin burun delikleri; iyi yetişmiş ve açık bir erkek olacak, geniş kalpliliğe yeteneği ve kompliman duymaktan hoşlanan birisi olacak.


(20˚ - 30˚)
Apho – Afut
Merkür

Ali Ben Ragel: Yaşlılık, zayıflık, tembellik, organlarda bozukluklar, ağaçları sökmek ve köyleri halksızlandırmak.

İbn Ezra: Güzel bir görünüş, iyi yetişmiş olacak, hakiki anlamda zeki, alçakgönüllü ve bilge olacak.


TERAZİ BURCU


(0˚ - 10˚)
Souchoe – Seuichut
Ay

Ali Ben Ragel: Adalet, hak, hakikat, kötü güç sahibi olanları zayıflardan ayırmak, muhtaç olanlara ve düşkünlere yardım etmek.

İbn Ezra: Güzel bir yüzü olacak, başında bir yarası olacak, elde ya da ayakta yakıcı bir acı hissedecek, çok çalışmadan yana dertli olacak ve alçakgönüllü (ya da uslu, terbiyeli, sade) ve kültürlü olacak.


(10˚ - 20˚)
Ptechout – Sepisent
Satürn

Ali Ben Ragel: İyi bir durum ve fazlalık, iyi ve garantili bir yaşam.

İbn Ezra: Vücut, yüz ve fiziki yapı çekici, gözleri ve yanları bir parça deforme olmuş. Liberal ve cana yakın olacak.


(20˚ - 30˚)
Chontari – Senta
Jüpiter

Ali Ben Ragel: Düşüncesizlik, homoseksüalite, şarkı (ya da şarkı söyleme), eğlence ve kötü eğilimleri izlemek.

İbn Ezra: İyi görünüşlü bir vücut, kazanmış gibi bir duruş, kusurlu görme yetisi; tanınacak ve insanları tarafından kendisine saygı duyulacak.


AKREP BURCU


(0˚ - 10˚)
Stochneni – Sentacer
Mars

Ali Ben Ragel: Mücadele, üzüntü, aldatma ve kıskançlık.

İbn Ezra: Oldukça çekici, kafada bir ben; gözleri bir kedinin gözlerine benzeyecek ve geniş bir göğüs kafesi olacak; bazen sol ayak ya da sağ elde bir beni olacak; iyi yetiştirilmiş, hassas ve iyi bir konuşmacı olacak.


(10˚ - 20˚)
Sesme – Tepsisen
Güneş

Ali Ben Ragel: Yüzleşmeler, gizleri açığa çıkarma, insanların arasına kendisine geri dezavantaj olarak dönecek fitne, fesat ve kötülük ekmek.

İbn Ezra: Büyük bir kafa ve oldukça tatlı bir biçim, cinsel organı ya da arka tarafında (sırtında) bir ben; iyi yetiştirilmiş ve konuşkan olacak.


(20˚ - 30˚)
Sisieme – Sentineu
Venüs

Ali Ben Ragel: Dulluk, seksüel sapıklık (ya da baştan çıkartma, ayartma), iğrençlik ve zor kullanma ile gelen tecavüz.

İbn Ezra: Kısa bir vücut; gözler eğik (oblik, eğri, yatık, meyilli) görünecek; kadınları ve aşırı yemek yemeyi sevecek ve çok umutsuz (cesareti kırılmış) olacak.


YAY BURCU


(0˚ - 10˚)
Reoua – Eregbuo
Merkür

Ali Ben Ragel: Cesaret, özgür olma ve şovalyelik.

İbn Ezra: Güzel ve tatlı şirin hatlara sahip olacak, duruşu dik olacak; iyi olanı koruyacak ve krallar ve lordlarla ilişkisi olacak.


(10˚ - 20˚)
Seisme – Sagon
Ay

Ali Ben Ragel: Korkular, ağlama ve acı ve sürekli kendi vücudundan (ona birşey olacak diye) korkmak.

İbn Ezra: Yüz rengi safran ve göz kapakları birbirine çok yakın olmasına rağmen oldukça zarif bir vücudu olacak; göğsünde bir beni olacak.


(20˚ - 30˚)
Konime – Chenene
Satürn

Ali Ben Ragel: İrade sayesinde birşeylere ulaşmaya çalışmak ve iradeden vazgeçmemek, tartışmak ve inat etmek (direnmek), kolayca kavgaya ve çirkin işlere girmek.

İbn Ezra: Büyük olacak ve alımlı bir yüze sahip olacak, gözleri bir kedininkine benzeyecek, göğüs kafesi geniş olacak, güçlü olacak ve sol ayağının üzerinde bir beni olacak, alçakgönüllü, yardımsever ve iyi yetiştirilmiş olacak.


OĞLAK BURCU


(0˚ - 10˚)
Smat – Themeso
Jüpiter

Ali Ben Ragel: Eğlenmek, sevinmek, zayıflık ve hor görme yoluyla kazanmak ve kaybetmek.

İbn Ezra: Hoş bir vücut, geniş bir göğüs kafesi ve dirseğin alt yarısında koyu bir ben; zeki, alçakgönüllü, kültürlü ve geniş kalpli olacak.


(10˚ - 20˚)
Sro – Epiemu
Mars

Ali Ben Ragel: Hakkında hiçbir fikir sahibi olmadığı ve gerçekleştiremeyeceği şeyleri talep etmek.

İbn Ezra: Alımlı (çekici) olacak; burun delikleri büyük ve şirin gözleri olacak; kötü niyetli olacak; çabuk kızan (ya da çabuk uyarıma gelen) ancak yüze gülen olacak.


(20˚ - 30˚)
Isro – Omot
Güneş

Ali Ben Ragel: Hırs, ölçüsüz istif, şüphe.

İbn Ezra: Güzel bir vücudu olacak ancak yüzü safran renginde olacak; sol kolunda ya da cinsel organında bir beni olacak; kolay kızdırılacak; kötüyü hakir görecek ve kadınlara özlem duyacak; kültürlü ve sosyal olacak.


KOVA BURCU


(0˚ - 10˚)
Tpechu – Oro
Venüs

Ali Ben Ragel: Sürekli kazanma isteği ve hiç ara vermemek (dinlenmemek), eziyet (dert) ve kayıp, yoksulluk ve bayağılık (alçaklık).

İbn Ezra: Yüz ve vücut güzel olacak; göğsünde ya da sol ayağında bir beni olacak; kültürlü, sosyal bir insan olacak.


(10˚ - 20˚)
Chu – Cratero
Merkür

Ali Ben Ragel: Güzellik, anlama yetisi (akıl), sukunet, kızgınlığa düşmemek, iyi haberler.

İbn Ezra: Büyük ve kızıl sakallı; sırtta (ya da arkada, geride) ve dirseğin alt yarısında bir ben; yaşamında acı olacak.


(20˚ - 30˚)
Tpebiou – Tepis
Ay

Ali Ben Ragel: Skandallar ve ayıp.

İbn Ezra: Kısa ve çekici bir vücudu olacak; kızıl bir yüz rengi ve dirseğin altında bir beni olacak ve kadınları sevecek.


BALIK BURCU


(0˚ - 10˚)
Biou – Acha
Satürn

Ali Ben Ragel: Ağırlık, yaptıklarından şikayet etmeden birçok yola girmek, bir yerden diğerine yer değiştirmek ve mal (servet ya da sahip olacaklarını) ve kaynakları aramak.

İbn Ezra: Biçimi ve yüzü güzel olacak, dar bir göğüs kafesi olacak ve dirseğinin ya da ayağının altında bir beni olacak.


(10˚ - 20˚)
Chontachretpibiou – Tepibui
Jüpiter

Ali Ben Ragel: Özsaygı, büyük irade, sorular ve kendini büyük ve önemli projelere angaje etmek.

İbn Ezra: Kısa vücut, alımlı bir görünüş, siyah sakal; kıllı olacak ve dirseğinin alt yarısında bir beni olacak; diğer insanlara karşı düşmanca olacak.


(20˚ - 30˚)
Pitibiou – Uiu
Mars

Ali Ben Ragel: Ölçüyü kaçırma, kadın ve haylazlığa düşkünlük.

İbn Ezra: Altın kahverengisi olacak ve güzel gözleri olacak; sık olarak hastalanacak.


Dipnotlar ve Kaynakça

(1): Bu makaledeki bilgiler, „Lehrbuch der Klassischen Astrologie“, Rafael Gil Brand, Chiron Verlag, Mössingen, 2000, S. 106 – 111´den derleme tercümedir.

Resimler

(1): Dekan(at)lar
(2): Abraham İbn Ezra



3 Şubat 2007 Cumartesi

Evler / XII. Ev

XII. EV

Astroloji ile uğraşıyorsak, bu, haritanın XII. alanıyla da bir şekilde ilişki içerisinde
olduğumuz anlamına gelir çünkü bu evle sembolize edilen ilham, içgüdü, his gibi kavramlar, örnek olarak bir haritayı yorumladığımızda da ihtiyacımız olan en temel öğelerdir. Astrolog, sadece astrolojik teknikleri öğrenmeyle astrolog olamayacağı için güçlü bir XII. alana sahip olmak, özellikle astrolojinin anlam ve öneminin kavranılmasında ve pratik olarak ta harita yorumlamakta önemli bir yer işgal ediyor. Bir insan hayatı temel olarak 2 ana direk üzerine oturabileceği için – ki bunlar ya psikolojik ağırlıklı ya da reel olay ağırlıklı yaşamdır – öngörüde bulunurken, kişiye dair olayların bu alanlardan hangisiyle ifade edileceğini bilmek zorundayız ve bunun için de bir parça ilhama ya da içgüdüye ihtiyaç duyarız; öyle ya, kişinin II. evinden geçen Jüpiter belki sadece maddiyat anlamına gelmiyordur, kişi bunu belki de sadece içsel olarak yaşayacaktır. İşte bunun ayırımını yapabilmek için belirli bir his yetisine sahip olmak gerekiyor.

Tam bu noktada, doğal olarak XII. evin de öğretisine gelmiş oluyoruz. XII. ev kişinin sebebini kavramakta zorluk çektiği, mantık yürüterek ulaşamayacağı temellere dayanır ve bu da hakikatın bir diğer, modern dünya insanına daha yabancı olan yanını oluşturur. Bir karşılaşmaya bakarsınız, sizden takımlardan hangisinin kazanacağına dair bir fikir yürütmeniz istenir ve siz de herhangi bir takımı öne çıkarırsınız. Ancak galip gelecek takımı güçlü olarak hissetmişsinizdir. İşte artık bu noktadan sonra sizin yorumunuzun tersine söylenenler önemli değildir; tüm başaksal ayrıntılar (parçaları birleştirme, mantık yürütme…vs.) anlam ve önemlerini yitirirler. „İçime doğdu“ sözü tam olarak bir Balık burcu anlatımıdır.

XII. evin bir diğer anlatısı da, onun düşlerimizi, ruhsal anlamda başka alanlara geçmemizi, kendimize çekilmemizi kapsamasıdır; bunlar, çoğunlukla direkt bilimsel ya da analitik zeka aracılığıyla zor anlaşılan kavramlardır ve dilsel olarak ta en azından ifade edilebilmeleri kolay olmaz.

XII. eve klasik öğretide ağır anlamlar yükleniyor: Örneğin Batlamyus, Tetrabiblos´ta, bu alana düşen gezegenlerin en ağır ve etkili sislere karşılık geldiğini ve gezegenlerinin burada ne renklerinin ne de büyüklüklerinin görülebildiğini söylüyor. Bu kesinlikle doğru bir yargıdır çünkü ASC ile XII. alan arasındaki en temel ayırım burada yatar; ASC kişinin görülen fiziğiyle ilgili bir bölümken, XII. ev o fiziğin daha tamlığına ulaşmadığı ve belirli olmadığı şeklinde anlamları yüklenir ve bünyesinde barındırır. Burada „görülmeyen“ bulunmasına rağmen, XII. evde aslında geçmiş ve geleceğimizin üzerine kurulacağı potansiyel tohumu da görmüş oluyoruz; bu bir ruh, ışık, ilham, hatıra ve kendisinden tüm yaşamımızın şekilleneceği kalitedir. XII. evi engin bir deniz olarak algılarsak, bu denizin içinde bizi biz yapacak herşeyin yüzdüğünü görebiliriz; o okyanusun derinliklerinde, geçmiste ne olduğu, şu anda olan ve gelecekte ne olacağı yatmaktadır. ASC´yle birlikte gerçi evet, bir çıkış yapmış oluyoruz ancak bu çıkışın hangi temel direkler üzerine kurulacağı, tamamen XII. evle ilgilidir. Genel olarak XII. evde, gözle göremediğimiz her şey toplanabilir: Farkına varamadığımız kaliteler, rüyalar, diğer boyutlar, bilinçaltı veya bilincimize daha çıkaramadıklarımız. Ölümle karşılaştığımız zaman (Neptün bakış açısından: Materyal alanı terkettiğimiz zaman) bize kalan tek şey hatıralar oluyor. Bu hatıraları herhangi bir bitki tohumuyla karşılaştırabiliriz; eğer yeterli şartları bulabilirlerse yetişir, çiçek açar ve meyve verirler. İşte planetler XII. evden dışarıya çıkış bulabildikleri zaman bu ilham, bu hatıralar, bu yaratıcılık ortaya, günyüzüne çıkar. Örneğin XII. evde Aslan burcunda MC´ye altmışlık görünüm kuran bir Merkür, sizin stand-up tarzı şovun en iyisini yapabileceğinizi ve sözlerinizde derin bir ilham ve yaratıcılık olduğunu pekala gösterebilir. Buradaki bir Venüs, elinize resim yaparken Picasso kıvraklığı verebilir, Pluto sezgilerinize daha bir güç katar, Ay size en güzel hayalleri kurdurur ve Uranüs te sizi sezginin en ilginç boyutlarına taşıyabilir. Örneğin Uranüs´ü XII. evde olan Bulgar bir falcı(1) tanımıştım ve en büyük özelliği ışıktan (=Uranüs) gelecek okuyabilmesiydi; en derinde yatana, en dipte olana sadece bir mum ışığıyla ulaşabiliyordu.

XII. evlerinde planet yoğunluğu (özellikle Güneş ve Ay) olan insanların bir kısmı sık sık yaşamlarını yalnız geçirebilir veya onun uzun bir kısmını hastanelerde tüketebilirler; aynı kaliteleri yaşayan diğer bir kısım ise, hayatlarının yaratıcı süreçlerinin kendilerini ayakta tuttuğunu ve ilhamın, kendilerinde göze çarpan en büyük güçleri olduğunu ifade edebilirler. Değişik kişilerin bu değişik yorumları, aslında XII. evin, hepsi olumsuz olmayan bu iki ayrı kalite üzerinde yükseldiğini göstermekte. Ruhsal anlamda ise tüm bu hatıralar, embriyolar gibi derin sularda varoluşlarına zemin hazırlayacak uygun şartların oluşmasını beklemektedirler. Birazdan olay beklediklerine değecek ve hatıralar, Koç´la birlikte yeni baslangıcı, doğumu göze alma cesaretini göstereceklerdir. Felsefi anlamda ise bu Koç süreci, soyutun, hatıraların maddeleşmesidir. Fiziksel dünyada gördüğümüz hersey, aslında XII. evin o çok derin sularında bulunmakta. Doğduğumuz andan itibaren (fiziğe çıkarken), yaşam sürecimiz içerisinde göreceğimiz, rastlayacağımız herşey aslında bize çoktan hatıralar olarak yükleniyor. Her birimizin bir XII. evi var ve yine her birimiz, tüm evrenin bilincini içimizde taşıyoruz; her bir küçücük parça aslında bir bütünün parçaları. Yine her birimiz kozmik zekanın bilgilerine sahibiz; XII. alanda doğumumuzun ve gelişimimizin bilgileri yatıyor.

Aramızdan bazıları, bu en mistik ve en soyut evin diğerlerinden daha çok farkındalar. Bazı çok önemli duru–görücüler, bazı çok yetenekli astrologlar, önemli sanatçılar ve aynı veya benzeri hatlarda ilerleyen daha niceleri buna örnek olarak sayılabilirler. Öte yandan, özellikle Güneş ve Ay´ın buradaki konumları zor olarak değerlendiriliyor. Çünkü bu insanlar, yukarıda anlatmaya çalıştığımız tüm bu özelliklerinin farkındalar; içsel olarak cok şey taşıdıklarını biliyorlar ancak bu özelliklerini nasıl kullanacaklarından daha tam anlamıyla emin olamadıkları için fiziki dünyaya açılma zorluğu çekiyorlar; realite acı veriyor. Özellikle yaşamlarının ilk, daha belirli bir bilinç seviyesine çıkmamış zamanlarında çok rastlanan bir olay bu. İşte XII. Ev, bu yüzden sık olarak olumsuz değerlendirilir.

Hatıralar, rüyalar dünyasında herşey mükemmeldir. Balık burcunun (ve dolayısıyla XII. evin) baş sıkıntısı olan eylemsizliğin de asıl sebebi işte budur. Balıklar – genel anlamda – pratik yaşamda o mükemmel dünyayı bulamadıkları için kendilerini ya hayaller dünyasında ziyan ederler ya da yok olup gitmelerine zemin hazırlarlar. (Burada sabitlemelerde bulunduğumuz sanılmasın; bunlar sadece Balık burcunun kimliği, temel eğilimleri). Öte yandan, felsefi ya da dinsel olarak ta, eğer bir yerde herşey mükemmelse, oraya en fazla cennet denebilir ve cennet te bu anlamda XII. evdir; „cennetten kovulma“ ise, XII. evden I. eve (fiziki, reel yaşama) atılmadan başka birşey değildir. Biz cennetten kovulduğumuzda hayat ta başlamış oldu ve birşey Koç´la birlikte „başlar.“

XII. evin gözden kaçmaması gereken cok olumlu özellikleri de var diğer
yandan. Büyük yaratıcılık, birçoklarının isteyip te sahip olamadıkları önemli bir yetenektir; yaşamda hayallerin gerçeklesmesini saglayan
temel bir prensiptir.

"Eğer XII. ev hastaneler anlamına geliyorsa, bu aynı zamanda iyileşmedir,tedavidir; izolasyonsa eğer, aynı zamanda içe yönelmedir, kendini bulmaktır; hayalkırıklığıysa, aynı zamanda gerçeği tanımaktır." (2) Herşey, çift taraflı değerlendirilmek zorundadır.

XII. alanda planetler, kendilerini başkaları için kaybederler ve bilinçleri de sözkonusu değildir; benlik, başkalarına hizmet için çözülür. XII. evle birlikte merhamet ve iyi niyet gibi kavramları da sözlüğümüze almak durumunda kalırız.
XII. ev planetleri kendilerini feda ederler ve karşılık beklemezler ancak hayalkırıklarına da yatkın bir görüntü çizerler. Dolayısıyla bu ikamet, bilinçsizliğin, daha doğrusu bilincin en dip noktasını da sembolize etmiş olur; fiziki olan çözülür ve yerini dağınık ve sisli olan alır.

Ancak tabi ki bu, aynı zamanda sanatın ve yaratının da dostudur; derin ilham, kendini kaybetmekle ve bilinçten uzaklaşmakla ilintili bir özelliktir. Bilincimizi serbest bırakmadığımız zaman, derin yaratma içgüdüsüne, ilhama açık kapı bırakmıyoruz demektir. Dolayısıyla ilham, kendimizi kaybettiğimiz noktada çıkacaktır karşımıza. Böylelikle XII. ev, aynı zamanda da olaylara duygularımızla
yaklaştığımızı ve hiçbir şeyi rasyonalize edemediğimizi gösterir; birçok şeye derin bir sis perdesi ardından bakar, olayları pratik topraksal temelde göremez ve değerlendiremeyiz.

Diğer yandan bu ev beklentilerimizin yeridir;
ancak beklentilerin hayalkırıklarıyla karışması, bu evin hayalci yapısının doğaldır ki temel bir uzantısıdır. Her ne kadar hayaller ve beklentilere ihtiyacımız olsa da, bunların bir şekilde somut tabanda vuku bulması gerekmektedir. Ancak bu ev, bahsi geçen bu ana özneyi görebilmekten uzaktır. „Ulaşılmaza özlem“ olarak tanımlanabilen ve 150˚lik açıyı sembolize eden quincunx görünümünün de, dolayısıyla Balık burcuyla ilintisi yadsınamaz. XII. ev, özler. Bu özlem ise tamamen hayallerle ilişkili, kaybedilmiş olana özlem olarak algılanabilir. Kaybedilmiş olan, bir anlamda cennettir ne var ki o da, insanoğlunun fiziki dünyada varoluşuyla birlikte yitirildi. Buradan hareketle, XII. alanın bir diğer anlamı olarak ta „son“ ve „bitiş“ gibi kelimelerin altını çizmeliyiz.

XII. ev, IV. ve VIII. evlerle mundan üçgen görünüm halindedir. IV. evle olan üçgen, bu evin köklerimizle derin bağlantıda olduğunu gösteriyor çünkü „kök“, kaybedilmeye, ölüme en yakın olandır. Başka bir anlamıyla da, bir insan en çok ve en rahat olarak „odada, evde“ (=IV. ev) yalnız, kendisiyle başbaşa kalır, hayaller kurar. Öte yandan VIII. ev de, XII. evin kendisini feda etmeye yatkın özelliğiyle uyum içindedir.

II. ve X. evle olan mundan altmışlıklar ise, hedeflere ulaşırken kurbanlar vermemiz gerektiğini sembolize ederken II.evle olan bağlantı da, kişinin maddi temellerinin ya da materyal hakikatin gerçekte XII.evin amateryal köklerine dayandığını açıklayabilir. Öte
yandan Balık burcu da – tarafımızdan çoğu kez gözlemlendiği üzere – Boğa burcunda büyük bir güven duygusu taşır.

III. ve IX. evle olan kare görünümler, XII.evin yapısı yoluyla kendisine ulaşılan hakikatin, bir İkizler burcu mensubunun yüzeysel değerlendirmeleriyle ulaşılamayacak özellikte olduğunu gösteriyor; İkizler düşünüş yapısı ve tarzı, Balık düşünüş yapısı ve tarzına tamamıyla yabancıdır. IX. evden yayılan umut enerjisi de, yine XII. evin daha sisli ve bulutlu ortamına karşıdır. ASC ve XI. ev ile kurulan yarım altmışlıklar, bu ikametlerin birbirlerini tanımadıklarını gösteriyor. Yanyana olan burçlar birbirlerine tamamıyla yabancıdırlar. Koç burcu sembolizasyonu altında Dünya´ya gelen bebek, nereden geldiğini bilmez, o yeri unutmuştur, tanımaz. XI. evle de bir bağlantı yoktur çünkü „son“ ile „vizyon“ kelimeleri, birbirleriyle herhangi bir akrabalığa sahip değildirler; „gelecek“, „sonu gelmiş olan“ için tasarlanmaz.

VII. ve V. evle olan quincunxlar da, XII. evin özellikle ulaşma özlemi çektiği konulara karşılık geliyor. Demek ki bir Balık, genel itibariyle kendini gerçekleştirme ve ortaklık kurma özlemi içerisindedir. Ya da örneğin „içerde adalet olmaz“ dediğimiz zaman da, direkt olarak Balık´la Terazi burçları arasında, içinde „olmayan şeye özlem“ anlamını barındıran bir söz söylemiş oluyoruz.

Toparlayacak ve XII. evin artılarını, eksilerini biraraya getirecek olursak, şu anahtar ifadelere rastlarız:

+ Hayalgücünün yaratıcılık gerektiren eylemlerde kullanımı, sanat ruhu, kendini de koruyarak yardım etme içgüdüsü, bilincin çözülmesi sonucu kolektifin farkına varma, bizi var eden ve besleyen temel ruh, ilham, rüya, derin yaratıcılık, kendimizi başkalarına adayabilme gücü, kendimizi daha kutsal bir amaç uğruna feda edebilme ve verdiğimiz kurbanlar.

- Karışıklık ve düzensizlik, kaos, somut olmayan beklentiler sonucunda gelen hayalkırıklığı, kurban edilme, bilincin aşırı çözülmesi ve kendini kaybetme sonucu gerçeklerden uzaklaşma, kandırılma, sömürülme, „ben“in yok oluşu, yalnızlık, izolasyon, saklı kalan, su yüzünde olmayan, karakter zayıflıkları, iç ve dış düşmanlar, daha reel olarak ta hastaneler, hapishaneler, koğuşlar, tecrithaneler, sürgün olarak bulundurulduğumuz yerler.



Dipnotlar:

(1): Bu arada, Bulgaristan Türkleri bu tip falcılara (hem falcı hem şifacı aslında) „bakımcı (ya da bakıcı)“ diyorlar.(2): Kaynağı bulamadım.


1 Şubat 2007 Perşembe

Gezegenler / Dengenin Gücü QUAOAR (Final)

4.2.4 QUAOAR – SATÜRN ÖRTÜŞÜMLERİ

Qua – Satürn görünümlerine daha önce yer yer değinilmişti. Aşağıda diğer olayları bulacaksınız.


1. 1973 (Quaoar Akrep´te üçgen Satürn Yengeç´te)

A. Amerika ve SSCB, 25.09.1973´te Cenevre´de SALT – II (Strategic Arms Limitation Talks) antlaşmalarına başlıyorlar. Antlaşma, daha sonra SSCB´nin Afganistan´ı işgal etmesiyle askıya alındı.

SALT projeleri, soğuk savaş döneminde silahsızlanma ve nükleer silahların sınırlandırılması üzerine kurulu antlaşmaların tümüne verilen ortak isimdir. Burada ise astrolojik açıdan Quaoar – Satürn örtüşümlerine mükemmel bir örnek oluşturmaktadır; nükleer silahların sınırlandırılması (Satürn = kısıtlama, sınırlama) üzerine yapılan antlaşma (Quaoar), bu açısal oluşum için birebir görünmekte. Quaoar´ın Akrep´te olması ise, antlaşmanın geri planında başka ve gizli kasıtlar olduğunu ve ona uyulmayacağını göstermekte. Bu sırada açısal görünüm de neredeyse tepe noktasındadır.

B. Açının tekrar ekzakt olduğu 30.10.1973´te ise, 12 NATO ve 7 Varşova Paktı ülkesi Viyana´da, üye ülkelerin askeri birliklerinin çift taraflı kısıtlanması ve dengelenmesi ile ilgili diplomatik görüşmelerde bulunurlar.

Yine çok birebir bir anlaşma. Kısıtlanmayla (Satürn) ilgili diplomatik görüşmeler ve balans (Terazi), bu açının açık anlatımlarından biridir.


2. 1996 – 1997 (Quaoar Yay´da üçgen Satürn Koç´ta)

A. 29.05.1996´da konservatif sağ politikacı Benjamin Netanjahu, İsrail´de direkt yapılan seçimlerden zaferle çıkar.(55)

Satürn sağı simgeler ve politik seçimler ile zafer de Terazi´yle ilgilidir. Toleransın 3 derece olması bizi şaşırtmasın, çünkü Satürn bir süre sonra geri hareketine başlayacağından geçerliliğini sürdürmektedir daha.

Öte yandan bu seçimlerle birlikte İsrail´in Filistin´e yönelik provakatif hareketleri de başlayacaktır ve bu durumu da, aynı anda 1 derecelik toleransla Yay´da bulunan ve „dengeleri bozmak“ gibi bir anlama gelen Quaoar – Pluto kavuşumuyla açıklamak mümkündür.

B. 24.01.1997´de Mannheim savcılığı, ünlü tenisçi Steffi Graf´ın babası Peter Graf´ı, vergi kaçakçılığı suçundan 3 yıl 9 ay cezaya çarptırır.

Bu tarihte Satürn ile Pluto arasında bir üçgen açı vardır ve bu, babanın (Satürn) vergi kaçakçılığı suçundan (Pluto) ceza görmesini (Satürn) anlatabilir tabi ki. Ne var ki ayrıntıyı Quaoar vermektedir: Kadının (Terazi) babası (Satürn). Artı olarak Terazi de yargıyla doğrudan ilişkilidir.

C. Genel seçimlerden 3 ay sonra 21.02.1997´de Demokrat Parti başkanı Zoran Djindjic, Belgrad Belediye başkanı olarak seçilir.(56)

Aynı dönemde birkaç önemli açı bulunmaktadır:

1. Seçilerek gelen diplomat, politikacı (Quaoar) Djindjic, Miloseviç´le daha önceleri sık sık görüşen birisidir ve aşırı milliyetçiliğiyle tanınır (Pluto).

2.1945´ten beri ilk kez, çoğunluğu komünistlerden oluşmayan bir parlamento seçimleriyle göreve gelmek te bir anlamda durumun dengelenmesidir (Terazi).


3. 1993 – 1994 (Quaoar Akrep´te kare Satürn Kova´da)

A. 27.04.1993´te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, rest Yugoslavya´ya karşı sanksiyon ve kısıtlamalarını (Satürn) artırma kararı alır. Sebep ise Yugoslavya´nın, birkaç gün önce UNO´nun, Bosna´nın 9 otonom bölgeyle birlikte görülmesini öngören Vance–Owen barış planını (Terazi) kabul etmemesidir. Bu arada UNO´nun da (57) Akrep Güneş´ine sahip olduğunu ekleyelim; Quaoar o sırada Akrep´tedir.

B. 21.05.1993´te Angola´daki iç savaşta, tarafların yürüttükleri barış görüşmeleri (Terazi) sonuçsuz kaldı (Satürn).

C. 20.05.1993´te Danimarka´da yapılan 2. halk oylaması, Maastricht antlaşmasını (Quaoar) kabul eder ve Avrupa Birliği´ne katılma kararı çıkar. Sebep ise antlaşma maddelerinden bazılarının, Danimarka´nın da girmesi için gevşetilmesidir. Avrupa Birliği, kendi çıkarlarını gözönünde bulundurarak (Quaoar Akrep´te) anlaşma maddelerindeki (Quaoar) kısıtlamaları (Satürn) yumuşatmıştır (kare açı).

Ç. 17.06.1993´te Bosna – Hersek için uygulanması düşünülen Vance – Owen barış planı (Terazi), Cenevre´de Avrupa Birliği arabulucusu (Terazi) lord David Owen tarafından „başarısız“ (Satürn) olarak açıklandı. Bu barış planı (Terazi) ise „art niyetli“dir ve özünde tamamen plutonik bir karakter taşımaktadır (Quaoar Akrep´te).

D. 12.07.1993´te Rus anayasa komisyonu, devlet başkanı Boris Yeltsin´in sunduğu ve devlet başkanının güç ve yetkilerini artırmayı içeren yeni anayasa taslağını kabul etti.

Bu tarihte Qua –Satürn görünümünün açıklaması şöyledir: „ Yeni anayasa“ ve “devlet başkanı” Kova´daki Satürn, “gücü artırmayı içeren taslak, plan” ise Akrep´teki Quaoar´dır.

Ne var ki, aynı tarihte Akrep´teki Pluto da (güç), Oğlak´taki Uranüs´le (yeni anayasa, devlet başkanı) altmışlık bakıştadır. Dolayısıyla bu olayın hangi konstelasyona ait olduğu belli olmamaktadır.

E. 29.07.1993´te İsrail yüksek mahkemesi (Satürn), „korkunç İvan“ olarak anılan ve Treblinka´da sayısız insanı öldürmek zannıyla yargılanan John Demjanjuk´un ölüm cezasını (Pluto), kanıt eksikliği gerekçesiyle kaldırır (Quaoar, Terazi = adaletin yerine bulmaması ki adalet, verilmesi gereken ölüm cezasıyla gelecekti = Quaoar Akrep´te). Aynı anda, Aslan´daki Chiron da Qua´ya bir kare görünüm yapmaktadır ve bu, Demjanjuk tarafından öldürülen insanların yaralarının, alınan bir mahkeme kararıyla daha da derinleştiğini göstermektedir.

F. 26.08.1993´te Çek devlet başkanı Vaclav Havel ile Rus Boris Yeltsin, Prag´ta bir dostluk antlaşması (Quaoar) imzalarlar. Ne var ki Rusya´nın SSCB´nin işlerinden sorumlu olmamasına rağmen Yeltsin, Sovyet güçlerinin 1968´de Çekoslavakya´ya girmesi konusunda özür dilemez ve bir devletler krizi yaşanır (Satürn). İşin ilginç yanı ise, 26.08.1968´de „Prag Baharı“ ismiyle anılan bu olayın(58) olduğu tarihte de Satürn ve Qua´nın birbirlerine karşıt açı yaptıklarıdır.

G. Kamboçya´nın başkenti Phnom Penh´te 24.09.1993´te yapısal monarşiye geçişle ilgili yeni anayasa (anayasanın reformu = Satürn Kova´da) kabul edilir ve böylece UNO´nun da olayları yatıştırma ve yeni politik sisteme geçişi sağlama şeklinde gerçekleşen arabuluculuk görevi sona erer.

Eski bir sistemin yeniden seçilmesi (monarşi) Kova´daki Satürn´dür. Akrep´teki Quaoar ise muhtemelen arabulucu (Terazi) UNO´dur ve UNO haritasında da Güneş, 7. evde ve Akrep´tedir (ya da çıkarlar üzerine kurulan barış misyonu). Arabuluculuk görevinin bitmesi de bu iki planetin arasında oluşan kare görünümdür.

H. 04.10. 1993´te Rusya´da reform karşıtları milliyetçiler ve eski komünistler, Moskova Parlamento binasında Boris Yeltsin yanlısı hükümet güçlerine teslim olurlar.

Bu tarihteki tek görünüm, Quaoar –Satürn karesidir ve bu olay, eskilerin (Satürn) aksiyonlarının, hükümet güçlerinin plutonik metotlar kullanmasıyla (Pluto) – örneğin zor kullanarak – dengelenmesidir (Quaoar).

I. 13.10.1993´te Karlsruhe anayasa mahkemesi, aynı cinsiyetler arasındaki evlilikleri uygun bulmadığını karara bağladı.

Aynı cinsiyetler arasındaki evliliklerin (Terazi, Quaoar) caiz olmadığı (kare) hakkında kanun hükmü (Satürn).

İ. 23.10.1993´te, protestanların yaşadığı Belfast kentinde IRA tarafından yapılan bombalama eylemi, İrlanda sosyal demokratlarından John Hume ve IRA´ya yakın Sinn Fein Partisi lideri Gerry Adams arasında başlatılmış barış görüşmelerine olan inancın yok olmasına neden oldu.

Bombalama eylemi, o dönemdeki Satürn–Pluto ve bu olayın barış görüşmelerini engellemesi de Satürn–Quaoar kare görünümlerinin semboliğidir.

J. 09.11.1993´te Bosna´nın Mostar kentindeki Neretva nehrinin üzerine 1566´da Osmanlılar tarafından kurulmuş „Türk (Mostar) Köprüsü“, Hırvatlar tarafından bombalanarak yıkılır.

Satürn – Qua karesinin en bariz örneklerinden biri. Herşeyden önce bu köprü Dünya´nın en önemli sanat eserleri arasındaydı (Terazi). Önemli bir sanat eserinin savaş sırasında tamamen tahrip edilmesi de (Satürn ve Quaoar Akrep´te) bu açı ile direkt ilişkilidir. Bu olayı astrolojik olarak „bir sanat eserinin (Qua) kötü kaderi (Satürn ve Pluto)“ olarak ta değerlendirebiliriz.

Satürn´le Quaoar arasındaki tolerans fazlalığı bizleri şaşırtmasın çünkü Satürn bir süredir geri harekettedir ve bir kaç ay sonra da Qua´ya ekzakt olacaktır. Bu nedenle de bu kare açı doğal olarak aynı sürecin devamı niteliğinde olup, geçerlidir.

Öte yandan bu olayı, eğer iki gezegen arasında kavuşum için alınan 4 derecelik toleransı fazla görmüyorsak, Qua kavuşum Pluto altında da değerlendirebiliriz. Ancak yine de doğru anlam, her 3 gezegeni de işin içine katmayla ortaya çıkıyor: „Taştan yapılmış (Satürn) bir sanat eserinin (Quaoar, bu eser aynı zamanda bir köprüdür = yine Terazi) bombalama yoluyla (Pluto) yıkılması (Satürn ya da Pluto)“.

Aynı tarihteki sadece Satürn–Pluto karesi ise, işin „sanat eseri“ kısmını açıklamaya yetmemektedir.

K. 29.11.1993´te Cenevre´de Bosna–Hersek, Hırvatistan ve Sırbistan devlet başkanlarının biraraya gelmeleriyle, Bosna Barış Görüşmeleri tekrar başladı. Alman–Fransız ortak planı, Sırbistan eğer Bosna´da işgal ettiği bölgeleri geri verirse, Sırbistan´a koyulan ekonomik ambargonun sınırlı olarak azaltılmasını öngörmekteydi.

Antlaşma (Quaoar), sınırlı (Satürn) olarak azaltmayı (Satürn) öngörmektedir.

L. 10./11.01.1994´te Brüksel´de toplanan NATO zirvesinde, barış için ortaklık programı (Quaoar) üzerinde görüşüldü. Program, temel olarak NATO´ya girme sürecinde bulunan özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin geç (Satürn) girişlerinin uzun vadede (Satürn) perspektifleri hakkında, askeri ve ekonomik alanlarda (Satürn) birlikte (Quaoar) disiplinli (Satürn ve kare açı) çalışmayı öngören bir temeldedir.


4.2.5. QUAOAR – CHİRON ÖRTÜŞÜMLERİ

Qua–Chiron görünümlerine daha önce yer yer değinilmişti. Aşağıda diğer olayları bulacaksınız.

1. 1999 (Quaoar Yay´da kavuşum Chiron Yay´da)

A. 19.11.1999´da İstanbul´da düzenlenen OSZE zirvesi, Rusya´ya, Çeçenistan´daki savaşı bitirmesi yönünde uyarılarda bulunur ancak kanayan yara (Chiron) geçmeyecektir; uyarılar boşa gider.

Diplomatik görüşmelerin (Quaoar) başarısızlıkla sonuçlanması gündemin en ana konusu olmuştur.

B. 02.12.1999´da İngiliz, Amerikan ve Japon araştırmacılardan oluşan bir ekip (Quaoar Yay´da), insanda genetik taşıyıcılarından birinin (Pluto = ırsiyet; ırsiyeti babadan oğula kalan miras gibi düşünelim) kromozom 22´nin tam teşekküllü planını (Chiron, Başak) çözerler.

C. Aynı gün Büyük Britanya, Kuzey ĺrlanda´ya otonomi verecektir (yaralı bölge ve onların iyileşmesi, Chiron´un konusudur ve Qua da denge getirir). Konstelasyonun konusuyla birebir bir örnektir bu; dengesizliğin giderilmesiyle yaralara merhem olma durumu var burada.

Ç. 10.12.1999´da „Sınırsız Doktorlar“ organizasyonu Nobel barış ödülünü alır.

Bu doktorların yarası da, daha önce çoktan hak ettikleri ilginin kendilerine bu tarihe kadar gösterilmemiş olmasıdır, ne var ki barış ödülü (Quaoar) bu eksikliğe ilaç olabilmiştir.

Yine aynı tarihte AB Türkiye´ye aday ülke statüsü verir. Burada yine dengesizliğin giderilmesi ve adalet gibi konuların öne çıkması söz konusudur. Yara ise, Türkiye için, çoktan hakettiği halde bugüne kadar o statünün verilmemiş olmasıdır.


2. 1995 (Quaoar Yay´da altmışlık Chiron Terazi´de)

A. 02.09.1995´te NATO(59) ülkeleri, Bosna Sırplarını, eğer başkent Sarayevo´nun 20 km. ötesine çekilmezlerse hava saldırılarıyla tehdit ederler. 11.09´da NATO´nun tehditi işe yarar ve Nisan 1992´den beri ilk kez bölge nefes alır. Son olarak ta 23.09.1995´te Zagreb´te, Bosna ve Sırbistan arasında barış antlaşması imzalanır ki Quaoar´la Chiron altmışlık oluşturmaktadırlar; „yaraya merhem“ konusu burada da bir antlaşmayla sağlanmıştır.

B. İshak Rabin ve Yaser Arafat arasında, Batı Şeria´da yaşayan Filistinlilerin otonomi bölgesini genişleten ve 28.09.1995´te imzalanan antlaşma. Bu, sivil halkın Filistin yönetimine geçmesini, otonomi ile ilgili bir kurul oluşturulmasını ve İsrail birliklerinin Batı Şeria´dan çekilmesini öngörür.

Hakların fazlalaştırılması, genişletilmesi ile ilgili anlaşma, direkt olarak Qua´nın Yay pozisyonunu göstermekte. Chiron ise her zamanki gibi böylece „yaraya merhem“ görevindedir.


3. 1990 - 1991 (Quaoar Akrep´te üçgen Chiron Yengeç´te)

A. Radikal reform istekleri yüzünden 1988´de tüm parti dairelerini kaybeden Yeltsin, 12.06.1991´de Sovyetler Birliği başkanı seçilir.

Seçimler ve seçimle gelen zaferler Terazi burcu semboliğindedir. 1988´de önemli bir yara alan Yeltsin ise 1991´de bu eksiği kapatacaktır (Chiron).

B. 20.06.1991´de 320´ye karşı 338 oyla Berlin başkent seçilir. Berlin´in eksikliği o zamana kadar birleşik bir Almanya´nın başkenti olamamış olmaktır ve bu eksiklik artık yoktur.

C. 02.08.1990´da Irak Kuveyt´e saldırır. O dönemde Chiron–Satürn karşıtı ve Pluto–Neptün sextili var ve bir de Chiron üçgen Quaoar. Bu olay, sıralanan bildik gezegenlerle de görülebilir belki ancak, olayın quaoarlık tarafı var gibi görünüyor: Irak, Kuveyt´i bir parçası olarak görmektedir (Yengeç), saldırı ise Akrep´tir (sahiplenme). Qua´nın Akrep´te oluşu, sahiplenerek dengelemeyi yani bir anlamda zorla güzelliği göstermekte. Öte yandan Irak, sahiplenerek (Pluto) yarasını (Chiron) geçirerek dengelenmek (Quaoar) istemektedir.

Ç. 03.08.1990´da Doğu Almanya´da, Batı Almanya´daki seçimlerin geçerlilik alanını Doğu Almanya´yı da içine alacak şekilde kapsayan yeni bir seçim antlaşması imzalanır.

Seçimler ve antlaşmalar Quaoar, birleşme ise Almanya´ların uzun yıllar ayrı kalmalarıyla oluşan yaranın (Chiron) ilacıdır.

D. 23.08.1990´da iki Almanya´nın birleşmesini karara bağlayan antlaşma, 31.08´de birleşim antlaşmasının İçişleri Bakanınca onaylanması ve 20.09´da 3´te 2´lik çoğunlukla kabulu.

Bu sürecin tamamında Chiron – Quaoar üçgeni tepe noktasındadır ve yarım yüzyıllık ayrılık yarasını ifade edebilen tek gök cismi Chiron´dur. İki Almanya´nın evliliği ise Quaoar´dır. Bu birleşme, o dönem içinde etkili olan Neptün–Pluto sextilinin dahilinde bile olsa, „antlaşma“ ve „yara“ gibi konuları her iki planet te anlatmaktan uzaktır.

E. 27.09.1990´da her iki Alman sosyal demokrat ve Hristiyan demokrat partilerinin (Quaoar) birleşmesi (Quaoar). Birleşilmeden önce ise bu durumun bir eksiklik teşkil ettiği açıktır.

F.19.11.1990´da 16 NATO ve 6 Varşova Paktı ülkesi, soğuk savaşın bittiğine dair antlaşmayı ve saldırmazlık paktını imzaladıklarında da geri dönüşüne başlamış Chiron ile Quaoar, üçgen görünüm dahilindeydiler, o sırada da Pluto ve Satürn de birbirlerine dostça bakmaktaydılar. Bir antlaşmayla (Quaoar, ki savaşmamak ta Terazidir) savaş gibi büyük bir derdin (Chiron, Başak) sonu, bu açı tarafından çok iyi sembolize edilmektedir ve belki de en önemli Quaoar örneklerinden biridir.


4. 1979 (Quaoar Akrep´te karşıt Chiron Boğa´da)

A. 03.05.1979´da Margaret Teacher´in seçim zaferi. Bu seçim zaferi Quaoar´dır ve aynı tarihteki Chiron–Satürn üçgeni de, Teacher´in gelenekçi kanadın temsilcisi olduğunun iyi bir anlatımıdır. Karşıtın anlamı ise zorluktur ve gerçekten de, seçim sonrası dönemde İngiltere, uzun zaman kemer sıkma politikası izlemiştir (Satürn). Bunun dışında, nasıl bir ilişki kurulur bilmiyorum, bir Quaoar–Satürn karşıtında seçilen Teacher, yine 22.11.1990´da bir Qua–Satürn altmışlığında görevi bıraktı.

B. 18.06.1976´daki diğer bir örnek ise, daha sonra uygulanmayan SALT–II antlaşmasının imzalanmasıdır ki, buna daha önce değinilmişti.


5. SONUÇ

Bu cisme astroloji dünyasında ne kadar önem verilir bilinmez ancak, onun etkili olduğu olayların birçoğunda, ki onlar bu çalışmada da verilmiştir, konumlar ekzakttır.

Bu çalışmada belirtilmemesine rağmen, Quaoar, soru haritalarında da işlemektedir ve bunun dışında, grupça tetkik ettiğimiz Ay transitlerinin Qua görünümleri de direkt olarak görülmektedir.

Diğer yandan, Quaoar transitlerini Türkiye haritası üzerinde gezdirdiğimizde de önemli olaylarla karşılaşıyoruz. Bunlardan birisi, Türkiye Cumhuriyeti´nin bir anlamda varoluşuna neden olan „Mudanya Ateşkesi“ dir ve 11.10.1922 tarihinde imzalanan bu ateşkes, bir Qua transitinin TC natal Güneş´ine exakt sextil oluşturduğu ana rastlamaktadır ve ateşkes bir Terazi burcu özelliğidir. Bu tarihte TC, daha kurulmuş değildir ancak bilindiği üzere, doğum haritalarından geçmişe doğru gidilir ve bu yöntemin adı da „regresyon“ dur (= „geri“ anlamında).

Quaoar´ın haritanızdaki konumunu www.astrodienst.com adresinde, doğum haritalarının çıkartıldığı kısımdaki asteorids bölümüne „50000“ rakamını vererek öğrenebilirsiniz.

Quaoar´ın efemerisine ulaşmak için de şu adrese bakınız:
http://www.astro.com/swisseph/quaoar.htm?lang=g

Devrim YILMAZER, Kasım 2002 / Şubat 2003, Viyana


Dipnotlar:

(55): Geniş bilgi için: http://www.tagesschau.de/aktuell/meldungen/0,2044,OID1271806_TYP3_THE1271858,00.html
(56): Geniş bilgi için: http://www.ftd.de/pw/eu/1073708.html?nv=rs
(57): UNO haritası için: http://www.welten.net/Astro/UNO.htm
(58): Geniş bilgi için: http://www.dhm.de/lemo/html/DasGeteilteDeutschland/KontinuitaetUndWandel/EntwicklungenImOsten/pragerFruehling.html (59): NATO horoskopu için: http://www.meridian-magazin.de/99_3/hor.htm#07


Resimler:

1: SALT
2: Birleşmiş Milletler
3: Prag Baharı
4: Geleneksel Kamboçya Dansı
5: IRA
6: Mostar Köprüsü
7: Kromozom 22
8: Sınırsız Doktorlar
9: Kuveyt Savaşı
10: Margaret Teacher